Bilindiği üzere kamu
görevlileri ve emeklilere 2026 yılı için ilk altı ayda %11, ikinci altı ayda
ise %7 oranında maaş artışı öngörülmüştür. Toplamda %18’lik bu artış, daha önce
açıklanan %16’lık enflasyon hedefi karşısında dahi kamu çalışanlarının refahını
artıracak bir düzenleme olmaktan uzakken; beklentinin %26’ya yükselmesiyle
birlikte maaşların satın alma gücündeki erimenin çok daha belirgin hale
geleceği anlaşılmıştır.
Kaldı ki; 2026 yılının
yalnızca ilk dört ayında TÜFE %14,64’e ulaşmıştır. Buna karşılık kamu
görevlileri ve emekliler için yılın ilk yarısında öngörülen %11’lik maaş
artışı, daha altı ay dolmadan enflasyon karşısında erimiştir. Başka bir
ifadeyle memur ve emekliler, yılın ilk dört ayında yaklaşık 3,64 puanlık alım
gücü kaybıyla karşı karşıya kalmıştır.
Ortaya çıkan tablo, bir
kez daha göstermiştir ki; milyonlarca memur ve emeklinin ekonomik geleceğini
enflasyon tahminleri üzerine inşa etmek doğru bir yöntem değildir. Çünkü
tahminler değişmekte, revize edilmekte ve yükseltilmektedir; ancak aynı dönemde
maaş artışları revize edilmemekte, çalışanların gelir kayıpları telafi
edilmemektedir.
Merkez Bankası’nın
enflasyon beklentisini yükseltmesi, öngörülerin ne kadar değişken olabileceğini
açık biçimde ortaya koymuştur. Buna rağmen kamu görevlileri ve emeklilere
verilen maaş artışlarının sabit kalması; enflasyon riskinin tamamının
ücretlilerin omuzlarına yüklenmesi anlamına gelmektedir.
Başka bir ifadeyle;
Merkez Bankası’nın kendi beklentisi gerçekleşse bile memur ve emeklilerin
maaşları yıl içerisinde enflasyon karşısında eriyecek, ücretler temel
ihtiyaçları karşılamakta daha da yetersiz hale gelecektir.
Bu durum yalnızca
çalışanların gelir kaybı anlamına gelmemekte; iç talebin daralması, tüketim
eğilimlerinin zayıflaması ve ekonomik büyümenin baskılanması yoluyla bütçe
dengeleri üzerinde de yeni riskler oluşturmaktadır. Yüksek enflasyon ortamında
ücretlerin geride kalması; vatandaşın harcama kapasitesini azaltmakta,
borçluluğu artırmakta ve sosyal refahı zedelemektedir. Geliri eriyen
milyonlarca memur ve emeklinin ekonomik sıkıntısı büyüdükçe, sosyal destek
ihtiyacı ve kamusal maliyetler de artmaktadır.
Ücret politikalarının
gerçek ekonomik şartlardan ve güncellenen verilerden kopuk biçimde
belirlenmesi; bütçe disiplinini korumak yerine orta ve uzun vadede daha büyük
ekonomik ve sosyal maliyetler doğurmaktadır.
Bu nedenle;
• 2026 yılı için öngörülen maaş artış oranları yeniden değerlendirilmeli,
• Memur ve emeklilerin
alım gücündeki kaybı telafi edecek ek zam (telafi zammı) derhal gündeme
alınmalı,
• Sadece geçmiş kayıpları
karşılayan değil, çalışanı ve emekliyi ekonomik büyümeden pay sahibi yapacak
refah payı uygulaması hayata geçirilmelidir,
• Maaş artışları;
gerçekleşen ve beklenen enflasyon karşısında koruyucu hale getirilmeli, yüksek
enflasyon dönemlerinde ücretlerin aylarca erimesine yol açan mevcut sistem
yeniden düzenlenmelidir,
• Tahmine dayalı ücret
artışı anlayışından vazgeçilerek, çalışanların alım gücünü koruyacak daha adil
ve dinamik bir ücret güncelleme sistemi oluşturulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; enflasyon hedeflerindeki her yukarı yönlü revizyon, sabit
gelirlinin cebinden eksilen yeni bir pay anlamına gelmektedir. Kamu görevlileri
ve emekliler; ekonomik belirsizliğin, hedef sapmalarının ve yanlış hesapların
yükünü taşımak zorunda değildir. Bu nedenle talebimizi yineliyoruz: Memur ve
emeklilere vakit kaybetmeden telafi zammı verilmeli, refah payı uygulaması
hayata geçirilmeli ve ücret politikaları tahminlere değil, hayatın gerçeklerine
göre belirlenmelidir.
Önder Kahveci
Genel Başkan