BAŞKAN SERT'TEN TIP BAYRAMI AÇIKLAMASI PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 06 Nisan 2006 12:02
ImageTürk Sağlık-sen İzmir-2 No'lu Şube Başkanı Op. Dr. Cengiz Sert, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamasına 14 Mart'ın neden Tıp Bayramı olarak kutlandığını anlatarak başlayan Sert, "Sağlıkta ki tüm sorunları başlık halinde sıralasak bile zamanımız yetmez" diyerek önemli sorunlara değindi. Başkan Sert'in açıklaması şöyle:
Emperyalist ülkelerin işgal ettiği İstanbul da tıp öğrencileri 14 Mart 1919’da bu işgali protesto eden gösteriler düzenledi işte o gün , 14 Mart 1919 Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.
 
1976 tarihinden itibaren de 14 Mart’ı içine alan hafta “Sağlık Haftası” olarak değerlendirilip kutlamalara bu şekilde devam edildi.
 
İçinde bulunduğumuz durum; Hekimler, tüm sağlık çalışanları ve vatandaş için kutlanası bir bayramdan çok uzakta olduğumuzu gösteriyor. Gönül isterdi ki bütün sorunlar çözülmüş tüm sağlık çalışanları ve hastalar mutlu olsaydı. Maalesef devekuşu gibi başımızı kuma gömmemiz mümkün değil.
 
Sağlıkta ki tüm sorunları başlık halinde sıralasak bile zamanımız yetmez. Ben bizim için öncelikli sorunlara değineceğim. Zor şartlarda özveriyle çalışan birinci derecedeki bir hekimin eline ayda 650$ , sekizinci derecedeki bir hekimin eline 500$ geçmektedir. Dört kişilik bir aile için yoksulluk sırı seviyesinde olan bu kazancı kabul edilmez buluyoruz. Normal bir hayat standardı yakalaya bilmek için ikinci hatta üçüncü işte çalışmak zorunda kalan sağlık çalışanları, tatili ,gezmeyi unutmuşlar kendilerine hiç vakit ayıramaz olmuşlardır.
 
Ekonomik sıkıntılardan dolayı bilimsel toplantılara katılamayan hekimlerimizin oranı %67‘dir. Bugünkü hükümetin, Sağlık Bakanının hekim emeğinin karşılığını 14 YTL olarak gördüklerini belirterek bir örnek oluşturması için çeşitli mesleklerden emeğin karşılığı olan rakamlar vereceğim. Bir avukatın müvekkiliyle görüşmesi 100YTL, bir berberin saç sakal kesimi 8,5 YTL ’dir. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Yardımcı sağlık çalışanları, idari çalışanlar ve hizmetlilerin ekonomik durumu bundan daha da kötüdür.
 
Tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi, çalışma saatlerinin diğer devlet memurları gibi hafta da 40 saate indirilmesi, tam gün çalışmayı özendirecek ekonomik tedbirler alınması gerekmektedir.
 
Tıp fakültelerinden her yıl 4500-5000 tıp doktoru mezun olmaktadır. Alt yapı ve yeterli donanıma sahip olmadan politik amaçlarla açılan tıp fakülteleri tıp eğitiminin niteliğini düşürmektedir. Tıp fakültelerinin çoğu temel sağlık hizmetlerini verecek hekimleri yetiştirememektedir. Bunlar birinci sınıftan itibaren TUS kursuna dönüşmüş ve başarılarını TUS başarılarıyla ölçer hale gelmişlerdir. Sorunun kaynağını hekim eksikliği olarak kabul edip hekim sayısını artırmayı çözüm olarak gören bu zihniyet öncelikle ülkemizin gerçeklerini göz önüne alarak tıp eğitimi yeniden düzenlenmeli ve uygulamaya konmalıdır. Doktor sayısının artırılmasından ziyade bölgeler arası dağılımda da eşitlik sağlanmalıdır. Hekimin çalışabileceği yerdeki alt yapı ve personel eksiklikleri giderilmeli ekonomik olarak özendirilmelidir.
Bilindiği gibi 1981 yılında uygulamaya konulan mecburi hizmet yasasına Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Sağlık bakanı Danıştay’ın bu kararını sebep göstererek yaklaşık 3000 hekimin atamsını durdurmuştur. İşsizler ordusuna hekimleri de katan hükümet çözümü ithal doktor çalıştırmakta görüyor. Bunun hiçbir kabul edilir tarafı yoktur. Sağlık bakanının idda ettiği gibi değil hekim atamaları 657 sayılı yasa ve yönetmeliklere göre açıktan ataması yapılır. İnsanların sağlık ve mutluluğunu temel almayan, sosyal devlet anlayışından uzak politikacılar toplumun geniş kesiminin sağlık hakkını göz ardı edebilmekteler. Bugün ki iktidarın sağlık hizmetlerini devletin sırtında bir kambur olarak kabul etmesi bu sorunun kaynağıdır.
 
Dünya bankası, IMF ve dış güçlerin baskıları sonucu sağlıkta reform adı altında uygulamalar ve yasalar çıkarılmaktadır. Sağlık hizmetleri özel sağlık kuruluşlarının, uluslar arası sermayenin insafına terk ediliyor. Sağlık piyasa şartlarında alınıp satılan bir eşya gibi değerlendiriliyor, hastaya müşteri gözüyle bakılma anlayışı yerleştiriliyor.
Anayasamıza göre vatandaşın sağlığı devlet güvencesinde olmasına rağmen sağlık hizmeti birleştir – yerelleştir – özelleştir – globalleştir görüşüne terk ediliyor. “Birleştir” anlayışı kapsamında sağlık bakanlığına devri yapılan SSK sağlık kuruluşunda çalışan 50 bin kişi ekonomik anlamda madur edilmiştir. Bunun yanında verilen sağlık hizmetleri eskiye oranla daha da pahalıya mal olmaktadır. Özel sağlık kuruluşlarından alınan hizmetler, kamu sağlık kuruluşlarından alınan hizmetlerden daha pahalı olup kalite kontrolü yapılmamaktadır.
 
Performansa dayalı döner sermaye uygulaması ve kriterleri sağlık çalışanları arasında eşitsizlik oluşturup çalışma barışını bozmuştur. Bu sistemin acilen düzeltilip tüm sağlık çalışanlarının emekliliklerinde de yararlana bilecekleri “Temel Sağlık Hizmetleri Tazminatı” na geçilmelidir.
 
Kamu sağlık kurumların en temel harcamalarında kısıtlama yapılıyor yatırımlar ve yeni personel alımları devlet memurları statüsünde yapılmıyor. Sağlık kuruluşlarında farlı statüde ve farklı ücretle çalışanlar istihdam ediliyor.
 
58. hükümet ve onun devamı olan 59. hükümetin sağlıkta çözüm olarak sunduğu “Genel Sağlık Sigortası ” , “Aile Hekimliği” , “ Hastanelerin özerkleştirilmesi” önerilerinin hiç birisi yeni değildir.1980’lerde Dünya Bankası uzmanlarınca geliştirilen ,ancak Avrupa’nın yaşlı nüfusuna uygulamayı göze alamadıkları bir projedir. Aile hekimliği ; geçtiğimiz yıl pilot bölge seçilen Düzce ilinde uygulamaya konulmuştur. Pek çok olumsuzluklarına rağmen 2006 yılında İzmir’in de içinde bulunduğu 10 İl Pilot bölge olarak seçildi. Bu uygulamanın olumsuz yanlarını Düzce İlimizdeki edinilen bilgi ve tecrübeler ışığı altında önümüzdeki süreçte sizlerle paylaşacağız.
 
Genel Sağlık Sigorta Yasası IMF ’nin hükümete dayattığı olmazsa olmaz yasalardan birisidir. Bu yasaya göre verilecek sağlık hizmeti ödenen pirime bağlı olduğundan ne kadar para o kadar sağlık hizmeti verilecektir. Genel Sağlık Sigortası’na göre emeklilik ancak mezarda gerçekleşecektir. Emeklilik maaşında da %35’lere varan azalma olacaktır.
 
Sağlık çalışanın başka sorunları da mevcuttur.
oÇıkarılan yeni Türk ceza yasası ile hekim ve sağlık çalışanları madur edilmiştir.
oCan ve mal güvenlikleri yoktur, mevzuat karmaşasından derdini çözemeyen hasta ve yakınlarıyla sağlık çalışanları karşı karşıya bırakılmıştır.
 
 Dünya Sağlık Örgütü (WHO) UNICEF raporuna göre 5 yaş altı çocuk ölümü oranı ülkemizde binde 48’dir. Türkiye milli geliri itibariyle sağlığa en az para harcayan yirmi ülke arasında yer almıştı.Bu ülkelerden bazıları Liberya ve Nabibya gibi üçüncü dünya ülkeleridir. Bu düşündürücüdür. Yukarıda verdiğim çocuk ölüm oranı Türkiye’nin geliri göz önüne alındığında binde 30’un altıda olmalıdır. Sağlıkta kötü yönetimi bedelini çocuklarımız küçücük bedenleriyle ödüyor.
 
Kısıtlı bütçe ile tedavi hizmetleri verilmeye çalışılıyor, koruyucu sağlık hizmetlerine gereken kaynak aktarılamıyor. Dolayısıyla aşılama da %5-8 oranında azalma söz konusudur. Bütçeden sağlığa ayrılan pay Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) öngördüğü oran %10 ve yukarısıdır. Cumhuriyet hükümetleri döneminde bu oran hiçbir zaman %5 ‘in üzerine çıkmamıştır. Ülkemizin kaynakları tüm vatandaşlarımıza eşit, ücretsiz ve nitelikli hizmeti vermek için yeterlidir. Milli gelirden sağlığa ayrılan payın %10’un üzerine çıkarılması ile sağlık hizmetinde ki temel sorunlar çözülür. İthal proje, ithal siyasetçi , ithal politika ve ithal doktorlar sorunun çözümü olamaz.
 
Tüm sağlık çalışanlarını :
o       Annelerimizi ve bebeklerimizi öldüren olumsuz koşullara
o       Bulaşıcı hastalıklara
o       Eşitsizliklere
o       Sendikal ve Özlük haklarımızı gasp edenlere
o       Meslek onurunu kirletenlere
o       Sağlığımızı bozan politikalara ve çarpık sisteme
o       Kötü yönetimlere
o       Hastaların ucuz ilaca ulaşmasını engelleyen patent yasalarına, çok uluslu ilaç tekellerine
o       Ülkenin gelir kaynaklarını adaletsizce dağıtanlara
o       Ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasını isteyen emperyalist dış güçlere ve onların iş birlikçilerine
o       Uluslar arası sermaye ve AB’nin dayatmalarına karşı mücadeleye davet ediyorum.
 
Gücümüzü “Beni Türk Hekimlerine emanet Edin” diyen ATA’ mız dan alıyoruz.
14 Mart Sağlık haftasının tüm sağlık çalışanlarına ve milletimize sağlık ve mutluluk getirmesi dileğiyle…
 
 
Saygılarımla                                                          Yönetim Kurulu Adına
                                                                                 Op.Dr.Cengiz SERT
                                                                      Türk Sağlık-Sen İzmir 2 Şube Bşk.


 
Facebook'ta Paylaşın