Sağlıkta Dönüşümde Son Nokta Teşkilat Kanunu PDF Yazdır E-posta
10 Kasım 2011 / Perşembe
2003 yılında 58. Hükümet tarafından Türkiye'de sağlık sisteminin yapısını değiştirmek için başlatılan ve adına " Sağlıkta Dönüşüm" adını verdiği programla sağlık sisteminin yapısını değiştiren düzenlemeler yapmıştır.

İlk olarak kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı hastanelerin (Üniversite Hastaneleri ve Askeri Hastaneler hariç ) Sağlık Bakanlığı'na devri ile sağlıkta dönüşüm uygulanmaya başlanmış, ikinci adım olarak sağlıkta sözleşmeli istihdam modeli benimsenmişti

Genel Sağlık Sigortasına geçilmesi, 2011 yılı başında Aile Hekimliği sisteminin tüm yurtta uygulanmaya başlanması ve Tam günün bir kararname ile çıkarılması ile birlikte Sağlıkta dönüşümün önemli bileşenleri de gerçekleştirilmişti.

2003 yılında başlatılan sağlıkta dönüşümün tamamlanmasının son adımı ise Sağlık Bakanlığı Teşkilat yapısını değiştiren Kanun hükmünde kararname ile oldu. Bu kararname ile Bakanlığın teşkilat yapısı değiştirildi. Kurumlar ve kuruluşlar oluşturuldu. 2007 yılından itibaren sürekli gündemde tutulan TBMM'de yasa tasarısı haline getirilen Kamu Hastane Birlikleri ve yabancı sağlık personeli çalıştırılmasına yönelik düzenlemelerde hayata geçirilmiş oldu.

Köklü Değişikliklerin Kanun Hükmünde Kararname İle Yapılması Doğru Değildir

Anayasa Mahkemesinin yerleşik hale gelen içtihatları, yetki kanunlarının Anayasanın 91/2. maddesi gereğince taşıması gereken unsurlara ek olarak, yetki kanunlarıyla ancak "önemli, ivedi ve zorunlu" durumlar için Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verilebileceği belirtilmişken hükümet TBMM'den aldığı 6 ay kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini yasama faaliyetinin tümden yürütülmesi olarak kullanmıştır. Zorunluluk halinden çok kararname ile yapılacak düzenlemelerin oldu bittiye getirilmesi, kamuoyunda tartışılmasını önlemek amacıyla uygulanan bu yöntemle demokratik süreçlerinde önü tıkanmıştır. İleri demokrasi fikrini ortaya atanların Yasal düzenlemelerde bile milletin temsilcilerinin oluşturduğu TBMM'yi saf dışı etmeleri bir demokrasi ayıbı olmuştur.

TBMM'nin yasama yetkisini yerine getirebileceği bir dönemde, Bakanlar Kurulu'nun Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı'nın teşkilat yapısında köklü değişiklikler yapılması yanlış olmuştur.

Sivil Toplum Yok Sayıldı.

Tüm sağlık çalışanlarını doğrudan etkileyecek söz konusu Kararnamenin taslağı hazırlanırken gerek sendikaların, gerekse diğer sivil toplum kuruluşlarının bilgi, tecrübe ve görüşlerine başvurulmamış taslak adeta yangından mal kaçırır gibi hazırlanmıştır.

Kararname olarak hazırlanması nedeniyle TBMM'de tartışılması engellenen söz konusu düzenleme, Kararname taslağının kamuoyuna ilan edilmemesi, tarafların görüş ve önerilerinin istenmemesi, taslağın paylaşılmaması ile de başta sendikalar olmak ve tüm sağlıkla ilgili tüm örgütlerinden kaçırılarak sivil toplum yok sayılmış ve katılımcı demokrasi uygulanmamıştır.

Kurullarda Çalışanlar Temsil Edilmiyor

Söz konusu Kararname taslağı hazırlanırken çalışanların temsilcileri olan sendikalar ve sivil toplum örgütlerini yok sayan Sağlık Bakanlığı Yeni Teşkilat yapısında, mevcut sürekli kurulların sayısında artışa gitmiş, yeni bağlı kuruluşlar oluşturulmuş ve yine çalışanların temsilcilerini dışarıda bırakmıştır. Oluşturulan kurul ve kuruluşlarda sendikalara yer verilmemiştir. Örneğin sağlık mesleklerinde eğitim müfredatı, meslekî alan ve dal belirlemesi gibi meslekî düzenlemelerde ve istihdam planlamalarında görüş bildirmek, meslekî yeterlilik değerlendirmesi yapmak üzere teşkil olan Sağlık Meslekleri Kurulu'nda ve Bakanlık sağlık sistemi yönetimi ve politika belirleme ile ilgili temel görevleri yerine getirmek üzere oluşturulan Sağlık Politikaları Kuruluna sendikalar doğrudan katkı sağlayabilecekken, sendikaların kurul ve kuruluşlarda temsil edilmemesi, katılımcılıktan yoksun bir yapılanmaya gidildiğini göstermektedir.

Kamu Hastane Birlikleri İle Hastaneler İşletme Oluyor

Yapılan köklü değişiklikle birlikte ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları Kamu Hastane Birlikleri adı altında tek bir çatıda toplanmıştır. Her ne kadar KHK metninde kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla Kamu Hastane Birliklerinin kurulacağından bahsedilmekte ise de, birçok yönüyle tereddütleri gidermeye yeterli olmayacak şekilde bir yapılanma öngörülmüştür. Birlik teşkilatının genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacağı göz önüne alınırsa bu haliyle mevcut yapının, kamu hizmetinin görüldüğü bir kurumdan ziyade, sağlık hizmetlerinin verildiği bir işletme yapısına dönmektedir.

Birlik Yöneticilerine Yüksek Ücret, Diğer Çalışanlara İyileştirme Yok

Kararnamede yer alan Kamu Hastane Birlikleri ile birlikte, ücretlendirme sisteminde de çalışma barışını zedeleyecek şekilde derin uçurumlar açılmıştır. Üst düzey yöneticilerin maaşları yüksek tutulurken, sağlık çalışanları açısından adil bir ücretlendirme yapılmamıştır. Ayrıca sağlık çalışanları açısından en önemli sıkıntılardan birisi döner sermaye ödemelerindeki adaletsiz dağılım iken, bu konu ile ilgili de herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Örneğin bu hususta birçok kez dile getirilen döner sermaye ödemelerinin emekliliğe yansıtılması, üst yönetime yüksek döner sermaye geliri sağlanırken, diğer sağlık çalışanlarına düşük döner sermaye ödemelerinin yapılması gibi büyük sıkıntılar devam ederken, bu konuda hiçbir iyileştirme yapılmaması, yukarıda bahsettiğimiz yeni ücretlendirme politikasında da sağlık çalışanları açısından adil bir maaş ödemesi öngörülmemesi, var olan sıkıntılara yenilerini ekleyerek, ileride ciddi sıkıntıların yaşanmasının önünü açmıştır.

Ayrıca kararname ile birlikte kadroları iptal edilen personellerde mali açıdan kayba uğrayacaklardır.

Çalışılan İlde İkametgâh Zorunluluğu Getirilmesi Geriye Gidiştir

Çalışanların ücretlerine yönelik bir iyileştirmeyi içermeyen Kararname ile daha önce tüm memurlara bir torba yasa ile tanınan görev yapılan ilde ikametgah zorunluluğunun kaldırılması söz konusu kararname ile sağlık çalışanlarına tekrar zorunlu kılınmıştır. Söz konusu uygulama ile kamu çalışanları arasında sağlık çalışanlarına açıkça bir adaletsizlik uygulanmıştır. Bu düzenleme ile sağlık çalışanları için geriye gidiş yaşanmıştır.

Sözleşmeli İstihdamında Israr Edilmemeli

Kanun hükmünde Kararnamede yer alan Kamu Hastane Birliklerinde, sözleşmeli statüde istihdam öngörülmektedir. Genel seçim öncesi 4 Haziran 2011 tarihinde çıkarılan 632 Sayılı KHK ile yaklaşık 195 bin sözleşmeli çalışan memur kadrosuna geçirilmişken, yeni uygulamada yine sözleşmeli çalışan istihdamının öngörülmesi yanlış bir tutumdur.

Kamu hizmetlerinin süreklilik arz etmesi, etkin ve verimli bir şekilde bu hizmetlerin sunulması için bu hizmetlerin sözleşmeli statüdeki çalışanlar marifetiyle değil, Anayasamızın 128 inci maddesinde de belirtildiği üzere, memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafından yürütülmelidir. Birliklerde sözleşmeli personel istihdamının öngörülmesi, Anayasa'nın 128 inci maddesine aykırılık taşımaktadır. İlgili Anayasa maddesi, kamu kurum ve kuruluşlarında yönetim kademesinde bulunan personelin "kamu görevlisi" statüsünde bulunmasını gerekli kılmaktadır. Nitekim, daha önce verilen yargı kararları da, bu hükme aykırılık taşıyan yasa maddelerinin iptali yönünde olmuştur. Ayrıca, sözleşmeli personel istihdamı ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken en önemli unsurlardan biri de "İş Güvencesi"dir. İş güvencesi kavramı, temelinde geçimlerini emekleri ile sağlayan bağımlı çalışanların, haksız nedenle idarece hizmet sözleşmesine son verilmesi halinde, idarenin fesih işlemini sınırlayan ya da engelleyen böylelikle hizmet sözleşmesinin çalışan açısından zayıflığını gideren ve koruyucu yönü ağır basan normatif düzenlemeleri kapsamaktadır. Ancak mevcut düzenleme, yukarıda belirttiğimiz hususların göz ardı edilmemeli ve sözleşmeli personel istihdamında ısrar edilmemelidir.

Ayrıca Kararnamede vekil ebe ve hemşirelerin 4/B'li sözleşmeli yapılması mali ve sosyal haklarında iyileştirmeleri getirmesi açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de beklentimizi ve isteğimiz tüm sağlık çalışanlarının kadrolu olarak istihdam edilmesidir. Sağlık bakanlığı sözleşmeli istihdamdan vazgeçmelidir.

Yabancı Doktor ve Hemşire Soruna Çözüm Değildir

Kararname ile birlikte Türkiye'de görev yapan doktor ve hemşirelerde Türk vatandaşı olma şartı kaldırılmıştır. Ülkemizdeki doktor ve hemşire eksikliğinin giderilmesi için yürürlüğe konulduğu iddia edilse de 400 bin hemşire ve 100 bin doktor eksiğimizin yabancı doktor ve hemşire getirilerek kapatılması mümkün değildir. Özellikle özel sektör için ucuz işgücü anlamına gelen bu düzenleme ile ülkelerinde aylık 200 dolara çalışan ve sağlık hizmet kaliteleri tartışmalı olan doktorlar ülkemize gelecektir. Bu düzenleme ileri dönemde sağlık personeli istihdamına zarar verecek ücretlerin düşürülmesine neden olacaktır.

Yabancı doktor ve hemşirelerde Türkçe bilme şartının aranacağı belirtilse de tanı ve tedavi süreçlerinde son derece önemli olan hasta ile doktor iletişimin sağlıklı olabilmesi için sadece Türkçe bilmeleri de yeterli olmayacaktır. Vatandaşın derdini anlayabilme ve Türk kültürüne hakim olma açısından bakıldığında bu konuda da sıkıntılar yaşanacağı açıktır.

Ayrıca 9 yıllık iktidar döneminde özellikle doktor ve hemşire eğitimlerine yönelik gerekli düzenlemeler yapılsa kontenjanlar arttırılsa idi bugün doktor ve hemşire açığının kapatılmasında önemli adımlar atılmış olurdu. En azından bakanlığın kısa vadede hedeflediği 3 bin yabancı doktor sayısı bunun katları şeklinde Türk vatandaşı doktorla karşılanabilirdi. Fakat tüm bunların yapılmaması ve kolaycılık olarak yabancı istihdamının tercih edilmesi yanlıştır. Türkiye yine kendi insan kaynaklarını ile doktor ve hemşire açığını kapatmalıdır, yabancı istihdamı asla çözüm olmayacaktır.

Sağlık Gözlemciliği

Yürürlüğe giren KHK'nın getirdiği yeni uygulamalardan birisi de gönüllü sağlık hizmeti ve sağlık gözlemciliğidir. Bu uygulamaya göre gönüllülük esasına dayanarak kişiler ücretsiz olarak sosyal yardımlaşma ve dayanışma amacıyla sağlık hizmeti verebilecekler. Bu hizmeti yürüteceklere Bakanlıkça izin verileceği belirtilmiştir. Bu hizmetin, doğrudan sağlık hizmeti dışındaki hasta karşılama ve bilgilendirme, refakat, kişisel bakım ve sosyal ihtiyaçların karşılanması gibi destek hizmeti şeklinde verilebileceği KHK ile öngörülmüştür. Ayrıca gönüllü sağlık hizmeti verenlerin yapacakları gözlemlerin de Bakanlıkça değerlendirileceği belirtilmiştir. Her ne kadar KHK metninde güzel bir uygulama şeklinde görülse de, bu hususta gerekli düzenlemeler tam anlamıyla yapılamadığı takdirde, uygulamada bazı sakıncaları da beraberinde getirebilecektir. Sağlık gözlemcisinin subjektif değerlendirmeleri ve kurumdaki sağlık hizmetlerinin yürütülüşünü bilmeyişi nedeniyle yapacağı gözlemler sonucunda Bakanlığa vereceği raporlar nedeniyle çalışanlar mağdur olabileceklerdir.

Türkiye'de daha önce yaşanan Fahri Trafik Müfettişliği de olumlu bir uygulama olarak gözükse de fahri müfettişlerin yazdıkları cezaların haksız olması, kurallara yerine keyfiyetlerine göre cezalar yazmaları üzerine gelen yoğun şikayetler nedeniyle kaldırılmıştır. Benzer bir sürecin Sağlık Gözlemciliğinde de yaşanma ihtimali çok yüksektir. Bu nedenle sağlık gözlemcilerinin çalışanı denetleyici gibi bir görevleri olmamalıdır.

Bakanlık Şiddetin Sonuçlarına Karşı Savunmak Yerine Şiddetin Önüne Geçmeyi Hedeflemeli

Getirilen yeni uygulamalardan birisi de sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı personele karşı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda, sağlık çalışanlarının talebi üzerine Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca hukukî yardım yapılabileceği öngörülmüştür. Burada özellikle belirtmek gerekir ki, şiddete uğrayan sağlık çalışanları sendikaları vasıtasıyla veya kendileri savcılıklara suç duyurusunda bulanarak davalar açmaktadırlar. Ayrıca yaşanan darp olayları sonucunda 10 günün üstünde iş göremez raporu verilmesi durumunda kamu davaları da açılmaktadır. Şiddetin sonuçları konusunda böylesine bir savunma mekanizması geliştirilmişken Bakanlığında bu konuda hukuki yardım sağlayacak olması hiç şüphesiz ki iyi bir katkıdır. Fakat Bakanlığa burada düşün görev bu değildir. Bakanlık şiddetin önüne geçmek üzere cezaların daha yaptırıcı hale gelmesi gibi bir takım düzenlemeleri bu kararnamede yer almasını sağlayarak şiddetin önüne geçmekte önemli bir adım atmış olabilirdi. Fakat bu yapılmamış, hukuk hizmeti sağlamakla konu ile sebebi ortadan kaldırmak yerine sonuçla ilgilenme yolu tercih edilmiş ve yanlış yapılmıştır.

Kısaca birçok eksiklikleri bulunan, tereddütlere neden olan ve çalışanların desteğinden yoksun olarak yapılan bu köklü değişikliklerin neden olacağı sıkıntılar ileriki dönemlerde karşımıza çıkacaktır. Sağlık çalışanları yine olumsuzlukları yaşayarak öğreneceklerdir.
Türk Sağlık-Sen olarak geçmişten bugüne kadar yapılan çalışanları ilgilendiren tüm düzenlemelerde yer alan olumsuzluklara karşı yürütmüş olduğumuz mücadelemizi yine bu düzenlemede de sürdüreceğiz.

Bundan önce olduğu gibi tüm hukuki platformlarda kararlı duruşumuzla yine çalışanların hakkını savunacağız. Doğru bildiklerimizi ifade etmeye ve yanlışlara dikkat çekmeye devam edeceğiz.

Kamuoyuna Duyurulur.

Teşkilat Kanunu Hakkında Ayrıntılı Rapor İçin Tıklayın...